Salı, Mayıs 15

Kaiser Chiefs, Damien Rice Ve Kimbra, Efes Pilsen One Love Festival’de!


Efes Pilsen tarafından 14-15 Temmuz tarihlerinde santralistanbul’da 11’incisi düzenlenecek olan Efes Pilsen One Love Festival, sürprizlerini açıklamaya devam ediyor. İngiltere’den çıkan en başarılı gruplar arasında yer alan ve canlı performansları ile bir efsaneye dönüşen Kaiser Chiefs, İrlandalı şarkıcı ve prodüktör, Closer filminin soundtrack mimarı, “Blower’s Daughter” ile büyük beğeni toplayan ve Türkiye’yi ilk defa ziyaret edecek olan Damien Rice ve son iki yılın en çarpıcı müzik gruplarından Yuck, muhteşem performanslarıyla katılımcılara gerçek bir festival deneyimi yaşatacak.

2002 yılından itibaren hayata geçirdikleri başarılı projelerle kemikleşmiş bir hayran kitlesini yaratan Replikas, alternatif müziğin Türkiye’deki beğenilen seslerinden Elif Çağlar, kendilerine has tarzlarıyla elektronik müzik yaparak diğer gruplardan sıyrılmayı başaran Mira ve söz ve besteleriyle müzik otoritelerinin dikkatini çeken Neyse de festivalde müzikseverlerle buluşacak.


Pozitif Live organizasyonuyla gerçekleştirilen ve bugüne kadar dünyaca ünlü grup ve sanatçıları müzikseverlerle buluşturan festivalin bu yılki diğer konukları arasında Brit-Pop’un efsane gruplarından Pulp, neo-soul ve dans müzik etkileşimli pop'un yeni kraliçesi Kimbra ve soul, reggae, funk ve hip hop tarzlarının harmanından oluşan farklı bir tarza sahip, son dönemlerin en çarpıcı kadın vokallerinden Selah Sue da yer alıyor.

Efes Pilsen One Love Festival’de bugüne kadar 72 grup ve 1459 sanatçı ağırlandı. Geçen sene Suede, Manic Street Preachers, Editors, Happy Mondays, Cake ve Nneka’nın sahne aldığı festivale, iki günde toplam 30 bin müziksever katılmıştı.

Geçen sene kaçırmıştım bu festivali. Cake'i, Suede'yi canlı dinleme şansını kaçırmak epey koymuştu. Bu sene Kimbra haberiyle "bu kez kaçırmam" dedirten festival geçenlerde Kaiser Chiefs ve Damien Rice haberleriyle artık kaçırılmaması gereken bir programa sahip olduğunu kanıtladı. Bir aksilik çıkmaz da giderim umarım...

Not: Geçenlerde Kaiser Chiefs dinlerken "onlar da gelse" diye içimden geçirmiştim, çok yürekten istemişim demek!

Cuma, Mayıs 4

Önyargılarını Taşımaktan Yorulmadın Mı?

Blogu biraz okuduysanız Yaşayan Kütüphane kelimesine de yabancı değilsinizdir. Ama yabancı olanlar için şu linke tıklamalarını rica ediyorum. İlgili tüm yazılara ve bağlantılara böylece ulaşabilirler.

Benim insan hakları ve ayrımcılık üzerine yapılan en iyi proje olarak gördüğüm Yaşayan Kütüphane bu sene sadece İstanbul, Eskişehir ve İzmir'de değil Ankara'da da hayat bulacak. 5-6 Mayıs'ta Tandoğan Bronzy's Cafe'de 12.00-18.00 arasında okuyucularıyla buluşacak. Eğer Ankara'daysanız önyargılarınızla yüzleşmek için sizleri Bronzy's Cafe'ye bekleriz. Ben de gönüllü olarak orada olacağım.

Peki başka nerelerde Yaşayan Kütüphane var derseniz..

10-11 Mayıs'ta İTÜFEST kapsamında İTÜ'de,

Yine 10-11 Mayıs'ta İzmir Ege Üniversite'sinde,

12-13 Mayıs'ta Eskişehir Espark'ta,

29-30 Mayıs'ta İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Bahar Şenlikleri'nde okuyucularını bekliyor olacak.

Ben Ankara'ya yola çıkmaya hazırlanıyorum bile, siz de durmayın haftasonu kütüphanemize gelin ve önyargılarınızla yüzleşin!





Perşembe, Mayıs 3

Huzurluyum, Bir O Kadar da Huzursuz..

Düşünüyordu.. Bu gece hiç aklından geçmeyecek sözcükler dökülmüştü dudaklarından.. Tereddüt etmiş ama daha fazla da tutamamıştı işte.. Tutsa o çok değer verdiği "kendine olan saygısı"nı yitirecekti çünkü.

Oysa tek istediği birine içinde sıkıntıları anlatmak ve rahatlamaktı. Onu dinleyecek birine.

Nereden gelmişti ki konu oralara.. Yoksa fark etmeden o mu getirmişti oraya. Bilmiyordu, tek bildiği "artık söylemeliyim" dediğiydi.

Neden söylemeliydi? Çünkü karşısındaki adam hep başka kadınlar için çabalamıştı ve bunun sonucunda da acı çekmişti. Adama acı çektiren son kadın, ona da acı çektiriyordu. Çünkü o kadından ne eksiği ne fazlası var gibi geliyordu ona. Ve anlam veremiyordu onu seçmiş olmasına, ya da anlam vermek istemiyordu.

Durdu. Tereddüt etti. Ama dilinin ucundaydı işte. Ve "söylesem ne kaybederim" düşüncesi yine onu dürtüyordu. İçinde kalsın istemiyordu. Hisleri söz konusuysa er ya da geç içinde bırakmıyor dışa vuruyordu, tutamıyordu işte. Ve bunun da dışarı çıkma vakti gelmişti..

Bir beklentisi yoktu. Olamazdı, olmamalıydı. Beklentileri sevmiyordu.

Söyledi sonunda kalbinden geçenleri.

Ve kabul etmek istemediği o gerçekle yüzleşti.

Adam anlaşılmadığını düşünse de anlıyordu işte.

Huzurluydu artık, bir o kadar da huzursuz..Onu üzmüş ve eski ilişkilerini kaybetmiş olma ihtimali içini kemiriyordu. Tek bir şeyden emindi, söylemeseydi içini daha çok kemirecekti düşünceler. Bu nedenle bu hem huzurlu hem huzursuz ruh halini tercih etmişti. Hayat tercihlerden ibaret değil miydi zaten? O da bunu tercih etmişti işte..



Çarşamba, Nisan 18

2015’te Ne Durumda Olacağım?


Lise sona geçtiğim yaza kadar hayatımı planlamayı seven biriydim. Her şey çok netti benim için. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanacaktım, ortaöğretim matematik öğretmenliği okuyacaktım ve üniversitede kalacaktım. İstanbul’da tek başıma yaşayacaktım (Bunu gerçekleştirdim ama!). Hayallerim bu kadar basit ve kısırdı. Hırslıydım. Kendimi yoracak kadar hem de…

Sonra hayatımı etkileyecek, beni sarsacak bir olay oldu. Blogta daha önce bahsettiğim için tekrara geçmiyorum. Ondan sonra dedim ki ne diye bu çaba, anı yaşasana! O gün bugündür uzun vadeli planlardan kaçınmışımdır. Önüme çıkan seçenekleri değerlendirmiş, gerektiyse ben yaratmışımdır o seçeneği ama aylar yıllar sonrası için plan yapmamışımdır. Arada yolumdan saptığım oldu tabi. Ama insanlık hali dedim, dersimi aldım ve yoluma devam ediyorum.

Daha fazla dallandırmadan sadede geleyim. Plan yapmıyorsam da hayal kurmuyorum diyemem. Geleceğime, mesela bundan … yıl sonraya dair hayaller kurduğum söylenemez. Ama gece yatarken ertesi gün olacak bir olayı falan hayal ediyorum ben de. Bazen kafamda diyaloglar bile yazıyorum!

Diziler olmasa yıllar sonrasını düşünecek değilim aslında. En son Friends’i izlerken 30 yaşımdaki halimi düşünmüştüm mesela. O hayalde çoluk, çocuk yoktu. İşimle ve evimle ilgili hayaller vardı. Tabi hiç ilişki olmamasından kaynaklı biraz tırsmış, hatta bununla ilgili “Neyim var benim” diye serzenişte de bulunmuştum.

Bu sefer de How I Met Your Mother’ın 6. Sezon 20. Bölümünü izlerken üç yıl sonrasını düşünmekten kendimi alıkoyamadım. İzleyenler bilir, kahramanlarımız bu bölümde 3 yıllık periyotlarla “Ne umduk ne bulduk” diyorlardı. Üç yılda bir Star Wars üçlemesini izlemeleri vesilesiyle yaptıkları bu ritüel, güzel bir fikir aslında. Ama benim pek dostum olmadığından böyle bir aktiviteyi de muhtemelen tek başıma yaparım. Hiçbir zaman öyle kalabalık bir arkadaş grubum olmadı, hep geçici hep dönemlik. Bazen içerlemiyor değilim aslında… Bak yine konudan saptım! 

Üç yıl sonra 26 yaşında olacağım. Umut ediyorum ki yüksek lisansımı bitirmek üzere olurum. (Daha başlamadan bitirme hayali kurmam da ne iyi oldu!) Evimden memnun olsam da caddeye daha yakın bir çatı katı bulmuş olmayı umuyorum. Şuan çalıştığım işimden memnunum, bu alanda kazandığım deneyimle daha iyi bir pozisyonda olurum belki. Belki de hayat farklı bir yöne sürükler beni. Hayal sonuçta bu. İlişki mevzusuna gelince… Umudumun olmadığı tek konu bu! Öyle ki flört bile etmiyorum kimseyle. Biri aklımı başımdan alır diyordum ama onu da umamıyorum artık. Belki de öyle bir şey yoktur? Yani üç yıl sonra, bir iş alanında deneyim kazanmış, yüksek lisansımı bitirmiş ve daha merkezi bir çatı katına taşınmış, yalnız yaşamına tam gaz devam eden bir Benay görüyorum ben.

Siz üç yıl sonra nasıl bir hayatınız olacağını düşünüyorsunuz?

Pazartesi, Nisan 16

Hakkında Değil Kendisiyle Konuş!

Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan daha zordur der Einstein. Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Sorumluluk Kulübü olarak önyargılarımız hakkında değil, önyargılarımızla konuşmaya ve yüzleşmeye çağırıyoruz sizleri. 2. Yıldız Yaşayan Kütüphane 29-30 Mayıs 2012'de YTÜ Bahar Şenlikleri'nde. 
Yaşayan Kütüphane hakkında ayrıntılı bilgiye http://www.yasayankutuphane.net/ adresinden, Yıldız Yaşayan Kütüphane hakkında ayrıntılı bilgiye blog adresimiz http://yildizyasayankutuphane.blogspot.com'dan, güncel haberlere ise facebook hayran sayfamızdan ve twitter heseabımızdan ulaşabilirsiniz.

Bizlere maddi ya da ayni kaynak olacak kişi ya da kurumların, bastırılacak afişlerimizde ve  tshirtlerimizde logolarına yer verebilir ve kendilerine Toplum Gönülleri Vakfı tarafından gönderilen Teşekkür Belgesi'ni takdim edebiliriz.

Bize sesimizi duyurma şansı veren Okan Bayülgen'e de buradan teşekkürler!
İletişim için:
Gözde Ece Demiroğlu
gozde.ece.demiroglu@gmail.com
Benay Gavazoğlu
benaygvzoglu@gmail.com
video

Cumartesi, Nisan 7

Benim Balkabağım da Takım Elbise

Külkedisinin hikayesini bilirsiniz. Üvey annesi ve kızlarıyla yaşamak zorunda kalan Cindrella ülkenin yakışıklı prensi adına düzenlenen partiye gitmek istemektedir ancak  üvey annesi ve kızkardeşlerine göre bir hizmetçidir ve partiye götürülemez. Bir melek çıkar ve külkedisine güzel bir elbise, farelerden hizmetliler ve balkabağından bir fayton yapar. Gece 12'de de evde olmasını tembihler; çünkü gece 12'de sihir ortadan kalkacak ve hizmetliler fare, fayton balkabağı olacaktır. Kıyafetleri de eski haline dönecektir.

Buradaki balkabağı Cindrella'nın gecesini güzelleştiren ayrıntılardan biriydi. Onu, hayallerindeki geceyi yaşaması için partiye götüren faytona dönüşüyordu. Ancak gece 12 olduğunda yine balkabağı oluyor ve büyülü geceye kendini kaptırmış ve zamanı unutmuş külkedisini yarı yolda bırakıyordu.

Her insanın etkilendiği bazı şeyler vardır. İlgilendiği kişide olmasını istediği bazı şeyler. Benim de sevgilimden hep beklediğim bir şey var. Bir buluşmamıza elinde beyaz bir gül ile ya da bir peluş oyuncakla (bir Eeyore ya da bir köpecik mesela) gelmesi. Ama bu durum hiç gerçekleşmedi. Bunu bir kenara yazalım...

Bir de erkeklerde dayanamadığım bir durum var: Ceket giymeleri. O ceket beni öyle bir etkiliyor ki ilk görüşümde ceket (bir de içine gömlek) ile görüp etkilendiğim bir erkeği üzerinde bunlar yokken tanıyamayabiliyorum. O kadar da olur mu demeyin ben bunu yaşadım. Öyle ki...

İkinci sınıftaydık. Ben yine ceket-gömlekle gördüğüm için dibimin düştüğü bir elemandan hoşlanıyorum o dönemler. Tabi onun etkisi uzun sürdü çünkü en azından gömlek giyerek etkiyi uzatmayı bildi. Neyse, kantine girdik ekürüm Pengu ile. Tam yemek alacağız o da ne! Böyle uzun boylu, ceketli bir eleman. Ben de ayran gönüllüyüm. Elemana bittim. Uzuun uzun kestim yemek boyunca. Ertesi gün oldu, yine kantine gittik. Karşıdan biri geliyor, bana güle güle. Ben de tanıyamadım Pengu'ya sordum "Yahu bu çocuğu tanıyor muyuz" diye. O da "Yuh, dün bütün gün kestin adamı tanımadın mı!" dedi. İşte o an erkeklerin ceket giymesinin üzerimdeki etkisi kanıtlandı.

Bugün hayatımda ilk defa beyaz gül aldım bir erkekten. Hem de takım elbiseli bir erkekten. Peki külkedisi olabilir miyim? Vakti dolduğunda takım elbise balkabağı, beyaz gül de fare olmasın? Yüksek ihtimalle öyle olacak. Çünkü yaşadığımız dünya bir masal dünyası değil ve bu dünyada geride bıraktığım camdan ayakkabının sahibini arayacak prensler yok. Gerçi ben kurbağaya da razıydım ama...

Cumartesi, Mart 24

Hepsi Birer Anı Artık..

Dün akşam bir dostumla laflıyorduk. Buaralar bloglarımıza kişisel bir şeyler yazmadığımızdan açıldı laf. Sonra düşündüm ben de "Neden yok?" diye. Artık canım acımıyor çünkü. Epey acıdı. Hatta öyle bir dönem geldi ki taze yaralarımın acısına eski yaralarımın sızısı eklendi, kıvrandım. Ama artık hepsi geride kaldı. Hatırlandıkça tebessüm edilen, "Vay be onu da yaşamıştım." deyip geçtiğim birer anı oldular.

Kendime iyi davranmadığım dönemlerdi. Kanırttıkça kanırttım hepsini. Sorguladım, isyan ettim, yeri geldi ağladım yeri geldi umursamadığımı göstermek uğruna sahte sahte eğlendim. Tahmin ettiğimden çok zaman aldı, hatta hiç bitmeyecek sandım ama her şey gibi bitti, yaralarım kapandı.

Bahar geldi diye Polyanna olmanın da gereği yok. Bitti dediysek bir cadde, bir şarkı bazı yaşanmışlıkları arada da olsa aklıma düşürmüyor değil. Ya da yaşadıklarımdan kaynaklı bazen çok temkinli davrandığım oluyor. Onları unutmadım sadece her şeyleriyle kabullendim, gerçekten bir parçam ettim her birini. 

Bazı yaralarım küçüktü, eser bile kalmadı. Bazıları büyüktü ve yıllar geçse de varlığını hissettirecekler. Ama dedim ya onlarla yaşamayı, onların beni ben yapan parçalar olduğunu kabullendim artık. Haliyle yoluma devam edebilirim.

Baharın etkisiyle ara ara "Ay aşık olasım var" bile dediğim oluyor. Ama sonra yalnızlığıma fazla alıştığımı fark edip vaz geçiyorum. Ayrıca önümde yeni deneyimler var, uzun yıllardır dilediğim bir şey gerçek oluyor. Ucundan köşesinden sinemaya dokunan, ilgi alanlarıma giren bir konuda çalışmaya başlıyorum. Şimdilik stajyer olacağım, eğer iki taraf da memnun kalırsa bakarsınız gerçekten bir iş sahibi olurum. Uzun zamandan sonra ilk defa bir Pazartesi benim için yeni bir başlangıcı ifade ediyor, mutlu etmesi umuduyla...



Perşembe, Mart 22

Salon İKSV'de maNga ve e-akustik'in İlk Konseri

Blog yazmaya başladığım ilk zamanlardan beri takip ettiğim thebalkabaa geçenlerde twitter üzerinden bir soru sordu: maNga'nın yeni albümünün adı ne? Cevap veren ilk üç kişiye grubun yeni albümü "e-akustik"in ilk konserine çift kişilik davetiye verilecekti. Ben de şansımı deneyeyim dedim ve bu tarz şeylerde yüzüme gülmeyen şans bu kez güldü. Bu sayede bu akşam Salon İKSV'de gerçekleşen konsere gittim. Sıcağı sıcağına da yazı girmeliyim dedim, oturdum klavyenin başına.

maNga ilk çıktığı günden beri dinlediğim, takip ettiğim bir grup. "Bir Kadın Çizeceksin" ile kalbimi fetheden grup ilk çıktığı zamanlar Linkin Park'ın Türkiye versiyonu izlenimi yaratsa da zamanla çizgilerini oturttular ve taklit bir gruptan öte olduklarını kanıtladılar. Bu akşam canlı da dinleme şansı bulduğum akustik albümleri ile bir kez daha hayranlığımı kazandılar.


Albümde birçoğumuzun ilk videonun çekileceği şarkı olduğunu duyduğumuz Yıldız Tilbe düeti "Hani Biz"in yanı sıra iki yeni şarkı daha var: "Rezalet Çıkarasım Var" ve "Ben Bir Palyaçoyum". Bunun dışında da maNga'nın Beni Benimle Bırak, Her Aşk Ölümü Tadacak, Dursun Zaman, Yalan gibi hit olmuş dokuz parçası yeni versiyonlarıyla bizlerle.

Canlı performanslarını daha önce de dinleme şansı bulduğum grubu zaten sahnede de albüm kayıtlarında olduğu gibi başarılı bulurdum. Bu gece de, yani yeni albümün ilk konserinde de, sahnedeki enerjileriyle dinleyenlere keyifli saatler yaşattılar. Ancak konserin akıldan çıkamayacak iki anı vardı. Biri çok manidar bulduğum bir hareketle Can Bonomo'ya başarılar diledikleri ve yeni versiyonuyla armağan ettikleri "We Could Be the Same". Diğeri ise Yıldız Tilbe'nin de sahneden onlara eşlik ettiği, yeni albümün şimdiden hit olan şarkısı "Hani Biz".

Bu keyifli gecede beni yalnız bırakmayan arkadaşıma, bileti kazanmamı sağlayan Emre'ye, albümü online dinleme imkanı veren muzikicinefes'e ve davetiyeleri sunan Salon İKSV'ye tekrardan teşekkürler.

Cuma, Mart 16

Benim Artık Bir Kermit'im Var!


Annem: "Dün dantelli bluz aldın bugün peluş oyuncak, anlamadım gitti." 
Ben: "Ama o Kermit anne!"

Bugün Kermit Peluş'umu alırken aramızda geçen diyalog aynen buydu. Arada böyle dantelli mantelli şeyler alınca "kızım büyüdü" diye umutlanan annem, Toyzzshop'a girip de kendimden geçince umutlarının boşa olduğunu hissetti herhalde. Ama dediğim gibi bu Kermit!

Bazı karakterler hiçbir zaman sevmekten vazgeçemeyeceğim karakterler. Nasıl Eeyore'u her görüşümde "Neden bu kadar pahalılar?" diye isyan ediyorsam Kermit için de bir yaram vardı. Küçükken bir Kermit oyuncağım vardı ancak annem sonra "çok kirlendi o yıkansa da mikropları gitmez" bahanesiyle atmıştı benden habersiz. O zamandan beri isyanlarda olan bünyeme The Muppets Show'un sinema filmi bahanesiyle görücüye çıkan Kermit'ler yetişti. Vicdan yapan annem de bana yeni bir Kermit aldı.

Mağazada Eeyore'un da 29.90'lık küçük bir versiyonunu gördüm. Ona da içim gitmedi değil. Ancak daha büyük olsaydı ya... Şöyle sıkı sıkı sarılacak cinsten. Birgün Eeyore'um da olacak ama, umudumu kaybetmedim!




Salı, Mart 13

Biraz Yürümek, Yol Almak İçin...


Yerinden huzursuz olan kişi, yola düşer
yeni bir yer bulmak için olmasa bile, 
biraz yürümek, yol almak için...
[Oruç Aruoba, Yürüme]

Belki Edirne gibi sakin bir şehirde büyüdüğümden, belki de kalabalıklar içinde kaybolmak bana iyi geldiğinden İstanbul'da yaşamayı hayal etmişimdir kendimi bildim bileli. Dört buçuk yıldır da yaşıyorum. Herkes bir gün doyarsın dese de henüz o gün gelmedi, biliyorum. Ama bazen uzaklaşasım geliyor İstanbul'dan. Yollara çıkasım...

Toplum Gönüllüleri Vakfı'nda Anahtar Eğitmeni nam-ı diğer Çilingir olduğum eğitimde bizlere Oruç Aruoba'nın Yürüme kitabından alıntılar okumuşlardı. Yollarda olmak, yürümek, yoldaş olmak... Bir yılı aşkın süredir de fırsat buldukça yollara çıkmama, yeni insanlar tanımama, bildiklerimi, düşündüklerimi aktarmama, bilmediğim, aklıma gelmeyen şeyler öğrenmeme, eğlenmeme en önemlisi de düşünmeme, nefes almama vesile oluyor çilingir olmak.

Geçtiğimiz hafta rotam çok değişti. Şırnak, İzmir, Adana derken kendimi Ankara yolunda buldum.

Ankara'yı oldum olası sevememişimdir. Benim gözümdeki düzenli bir memur kenti imajını yıkamadı bir türlü. Ama orada yaşayan/okuyan ve bir şekilde paylaşımda bulunma şansı yakaladığım, son bir yıl içinde tanıdığım insanları çok sevdim. Zaten bir şehri sevmem için, İstanbul'u sebepsiz severim o ayrı, orada yaşayan/oralı olup da tanıdığım insanları sevmem büyük etkendir. Bakınız Zonguldak ve Eskişehir.

Çilingir dediğin yanına iki gecelik eşyasını, eğitim malzemelerini alır düşer yollara. Çoğu zaman hiç tanımadığı insanların evine misafir olur. Ancak bu sefer kalacak yerim, bana evini açacak arkadaşlarım vardı, tabi sayıları dönüşte arttı o ayrı. Benim hayatımda 12 yıldır bulunabilme, tutunabilme başarısına erişmiş tek arkadaşımı görebildim uzun zamandan sonra. Geç bulup çabuk ayrı gayrı düştüğüm başka bir arkadaşımı da. Hasret giderdiğim gibi yirmi küsür yepyeni insanla tanıştım bu yolunda sonunda. Ama her yolun sonundaki yer, başka bir yolun başlangıcıdır. Ben de hayatımın zilyonuncu İstanbul etabına geri döndüm iki günün ardından, dün.

Buaralar yeni başlangıçlar yaptım, ve beklediğim başlangıçlar var hala. Hayatımın seyri hala net değil, yüzde yüz net de olmayacak hiçbir zaman. Ufak belirsizlikler değil midir zaten yaşama renk katan? Hayatımda net olan nadir şeylerden biri yola çıkmaktan bıkmayacağımdır. Yeni bir yer bulmak değil aslında niyetim, biraz yürüyeyim, yol alayım yeter...


Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More